Şans – Hayatın içinden Kısa Hikayeler-1

Son güncelleme : Ekim 15, 2017


Şans

Hayatın içinden Kısa Hikayeler-1


Yolda yürürken gözlerim yerlerde hep bir şeyler arar. Parlayan bir şey gördüğümde, dikkatim hemen o nesne üzerine odaklanır ve onu  ayağımın ucu ile itekler, ne olduğunu, işe yarar bir şey  olup olmadığını gözle kontrol eder ve çok kısa sürede, işe yarayıp yaramayacağına karar veririm.
Bu alışkanlık bana bugüne kadar ciddi bir artı sağlamamıştır. Bulduğum bozuk paralar  dışında,  pek değerli bir ganimetim olmamıştır . Yerde en çok rastladığım şeyler, gazoz kapakları, sigara izmaritleri, sigara paketleri gibi çöplerdir. Sigara paketlerinden hiçbir şey beklemediğim için hiç üzerinde durmamıştım.
Bir defasında bu tutumumun beni yanılttığını gördüm. Yerde duran bir paketin içinden, bir şeyin hafifçe dışarı taşmış olduğunu gördüm. Eğildim paketi yerden aldım, içine baktım. Paketin içinde, katlanmış olarak, iki yüz Amerikan doları vardı. Hem şaşırdım, hem sevindim. Etrafıma baktım acaba düşüren biri var mı diye? Neticede bu para bir servet değildi, ama çok ta ufak bir miktar sayılmazdı. Tabii o zamanlar da bu  parayla bir araba alınmaz ama bir bisiklet alınırdı. Paranın sahibini bulamayacağıma göre, ne yapmam gerektiğini düşündüm. Bu paranın bir anlamı olduğunu ve zamanı gelinceye kadar cüzdanımın bir kenarında onu saklamaya karar verdim. Böylece para cüzdanımın bir kenarında kaldı ve unutuldu.
Galiba insanların içinde korsanlık veya güçle bir şeyi elde etme duygusu hep var olmuştur. O zaman sokakta bulduğum bu parayı cüzdanımda bir hazine gibi sakladım. Hayatımda,  şans oyunları da dahil olmak üzere, emek sarf etmeden (kazandığım diyemeyeceğim!) elde ettiğim tek para  bu olmuştur. Bu paranın bana bir gün çok yararlı olacağına ve değerinden çok daha fazla işe yarayacağına inanmıştım. Bu parayı belki çerçeveletmedim ama cüzdanımın bir gözünü kullanılacağı güne kadar ona tahsis ettim.
Şans yoncasıAradan seneler geçti ben cüzdanımı yeniledim ama o paraya cüzdan da hep bir göz ayırdım. Sanki para cüzdanın parçası olmuştu. O benim uğur param olmuştu.
Seneler sonra bir Bodrum tatili yapmaya karar verdim. Çok güzel bir yaz gecesi, Bodrum’daki otelime yerleştim. Hava sıcak ama çok nemli değildi. Biraz dinlendikten sonra sokağa çıkmak için hazırlandım. Başıma ters bir şey gelmesinden çekinerek, yanıma yeteceğini tahmin ettiğim bir parayı, cüzdanımda bırakıp, geri kalan tüm parayı ve kredi kartlarını otel odasındaki kasa kilitledim.
Bodrum’un meşhur barlar sokağına girdim. Bir aşağı bir yukarı volta atmaya başladım. Barlardan birine girdim ve bir bira ısmarladım. Biramı yudumlarken etrafı seyretmeye başladım. İnsanlar kendi alemlerinde, kendi lisanlarıyla sohbet ediyor, gülüyor eğleniyordu. Karşıdaki masada güzel bir bayan oturuyor kahvesini içip, etrafı seyrediyordu.
Cesaretimi toplayıp masasına yaklaştım. Sıcak bir sohbete başlayabilmek için bütün kibarlığımla, Bodrum’a bugün geldiğimi, müsaade ederse Bodrum hakkında soracaklarım olduğunu bu nedenle, masasına oturmaya razı olup olmadığını sordum. Eliyle işaret edip buyurun dedi.
Çenem açılmıştı bir kere. Bodrum, Türkiye, siyaset  derken karşılıklı espriler ve fıkralarla geçen zamanın farkına varmamıştık. Saate baktığımda akşam yaklaşmıştı. İki üç bardak şarap içmiştik. Akşam karanlığı yavaştan Bodrum’un üstüne çökmeye başlamıştı. Otele dönmeyi hiç canım istemiyordu. “Akşama beraber yemek yiyip, dolaşalım mı?” Diye sordum. Olur dedi. O da Bodrum’a tek başına gelmiş ve yeni birini tanımak ona da ilginç gelmişti. Anlaşılan o da otele dönmeyi hiç düşünmüyordu.
Beraberce çıkıp barlar sokağında dükkanları seyretmeye, ufak tefek bir şeyler satın almaya ve gevezeliğe devam ediyorduk. Sonra bir restorana gittik. Yemekler pek bir şeye benzemiyordu ama, biz sohbetin keyfine daldığımız için, Sanki çok lezzetli bir şeymiş   gibi, çok keyif ve iştahla yemeğimizi yiyorduk.
Yemekten sonra, çarşıda volta atmaya devam ettik. Otantik giysilerin satıldığı bir mağazanın önünden geçiyorduk. Giysiler gerçekten çok güzeldi. O vitrinin önünde durdu ve bir bluz beğendi. Mağazaya girdik. Bluz ona çok yakışmıştı ve Oldukça pahalıydı. İçimden gelerek  bluzun bedelini ödemek istedim. O kabul etmedi. Ancak karalıydım ve çok ısrarla ödemeyi üstlendim, çok sevinmişti.  Onu böyle mutlu görmek beni de çok mutlu etmişti.
Kasaya gittim, cüzdanımı açtım, bir de ne göreyim? yeterli param  kalmamıştı. Yanıma aldığım parayı, bu arada çoktan harcamışım. Onun bütün ısrarına rağmen ben ödemek istemiştim. Geriye kalan paramı ve kredi kartlarımı oteldeki kasada bırakmıştım. Bir peşinat ödeyip ertesi gün gelip almayı düşündüm. Bu da pek makul gelmedi. Daha ilk gecede parasız kalmak, hiç de hoş olmayacaktı. Ancak kafamda bir yıldırım çaktı. Benim şans param cüzdanın gizli gözünde duruyordu. İçim acıyarak o şans paramı kasiyere uzattım. Sanki içimden bir şeyler kopmuştu. Önce biraz üzülmeme rağmen, çabucak kendime geldim.
Onunla bu şekilde başlayan arkadaşlığımız bir yıl sonra evlilikle noktalanmıştı. Sokakta bulduğum para bana, gerçek mutluluğu bulmakta büyük katkı sağlamıştı. Bluz olayı bizi birbirimize daha çok yaklaştırıp, evliliğimin vesilesi olmuştu.
Şimdi aradan 12 yıl geçti.  Çocuklarımız oldu. Evliliğimiz mutlu bir şekilde devam ediyor. Belki bir gün  eşime bu hikayeyi anlatırım, hatta çocuklarıma bile.


Haziran 2015
A. Latif Kuru



Bir cevap yazın