Libya-Türkiye

Libya – Hayatın içinden Kısa Hikayeler-10

Libya

Hayatın içinden Kısa Hikayeler-10


Libya TürkiyeLibya Türk inşaat sektörü için yerine konulamaz bir iş, inşaat, uluslararası ilişki,  satın alma, yaşam ve meslek tecrübesi elde edilmesine sebep olmuştur. Türkçesi, biz Türkler yurtdışı inşaatlarının berberliğini, Libya’da öğrenmişizdir. Libya’nın bize sağladığı tecrübe, sermaye ve makine parkıyla artık dünyada başa güreşmekten çekinmeyen firma ve gruplar oluşmuştur.
İsmini hala sürdüren büyük şirketlerin belki doğması değil ama gelişmesi ve büyümesi bu kuzey Afrika ülkesinde olmuştur.
1985 – 1998 arası bu 13 yıllık dönem pek çok Türk vatandaşının, ekmeğini kazandığı ve  yurtdışında gördüğü ilk ülke Libya’dır. On binlerce Türk bu ülkede senelerce çalışmış ve yaşamıştır.
Çalışanların bir kısmı iyi paralar kazanmış, bir kısmı da çok sefalet ve sıkıntı çekmiştir. Burada çalışmak muhakkak ki ülkemizde çalışmaya benzemez. İklim şartları çok ağır, şirketlerin pek çoğunda maddi sıkıntılar çok büyüktür. Çoğu, ilk yurtdışı işini Libya’da üstlenmiş, Türkiye’den ya yap sat, ya da devlete taahhüt işi yaparak bir miktar sermaye oluşturmuş, yurtdışı tecrübesi olmayan şantiye, inşaat, finansman, makine-ekipman, yedek parça, inşaat malzeme akışı, büyük işçi gruplarını verimli organize etmek ve yönetmek hakkında pek fazla bir şey bilmeyen, babacan tutumlarla ve mümkün olduğu kadar çabuk parayı ülke dışına çıkartmak hedefiyle bu ülkede müteahhitliğe soyunan kişilerin oluşturduğu şirketlerdir.
Bu şirketlerden kimisi çabuk öğrenip işin gereğini yapmak için gayret sarf etmiş, kimisi ise tek bildiği “hemen kâr etme” kafa yapısıyla devam etmiş ve tabii sonunda büyük hüsran yaşamıştır. Libya’da ciddi şekilde büyüyen firmalar olduğu gibi, iflasla bu ülkeyi terk edenler de olmuştur.
Bu ülkenin bize verdiği en önemli değerlerden biri de; yoklukla, maddi imkansızlıklarla ve yabancı bir ülkede alışmadığımız, bilmediğimiz bir yerleşik düzene adapte olarak iş yapmayı ve en önemlisi işi bitirmeyi öğrenmiş olmamızdır.
Ben hep kendime sormuşumdur; Acaba bu 10 – 15 yıllık döneme ait, orada elde edilen tecrübe ve bilgilerle ilgili yada orada yaşanmış acı tatlı olaylarla ilgili bir kitap ülkemizde neden hiç yazılmamış ve basılmamıştır?
Hâlbuki bu kaynak o insanların içinde vardı, bunu gördüm. Büyük sahra çölü kenarında, bir şantiyede, bir işçi barakasının duvarına şunları yazmışlardı: “Libya’da yaşayıp çalışacaksan, Libya kadar yüreğin olmalı. Bu sabra sahip değilsen bu ülkeden sağlıklı olarak ayrılamazsın arkadaş.”
Bir başka yerde şu yazı vardı: “Şeriatta o senindir, bu benim. Tarikatta hem senindir, hem benim. Hakikatte ne senindir, ne benim. Madem bu iş böyle o halde bu çöle ne yapmaya geldin?”
Acaba bu topluluktan biri bir kitap yazdı da ben mi görmedim? Ancak inancım odur ki, toplumların hayatından  “kadın” denen varlığı dışlarsanız,  anlatacak pek bir şeyleri kalmıyor. En azından  insanların, yazacak heyecanları olmuyor.
Almanya, Avusturya, Fransa’ya ve diğer batı ülkelerine göç eden Türk’lerden oluşan topluluklar, kendi yazarlarını, sanatçılarını, sinemacılarını yaratmışlardır. Ne yazık ki küçümsenmeyecek sayıda Türklerin oluşturduğu Libya Türk toplumu, hiçbir yazar veya başka dalda herhangi bir sanatçı çıkaramamıştır.
Hayatımın en verimli yıllarını geçirdiğim Libya ve orada yaşanmış birçok acı, tatlı ve ilginç olaylar hakkında yazmaya neredeyse kendimi  borçlu hissettim. Belki yıllardır düşünüp ama yazmaya bir türlü elimin varmadığı, bu yılları şimdi yazıp anlatmak,  dayanılmaz bir istek haline geldi.
Libya’da geçen senelerimi bir kronolojik düzende değil de, küçük hikayeler halinde, anı yazısı olarak anlatmayı tercih ettim. Bu olayların bir kısmını ben yaşadım, bir kısmını ise birinci elden dinledim. Yazılarıma konu olan şirket isimleri, şahıs isimleri değiştirilerek verilmiştir ancak olaylar tamamen  gerçektir. Kimi olaylar trajikomik, kimisi komiktir. Bu olayların yaşandığı süreçte pek çok insan,  gerçekten acı çekmişti. Şimdi geriye baktığımda, şu anda bana çok komik gelen şeyler, o zamanlar  gerçekten büyük  acılara ve üzüntülere mal olmuştu.




Mart 2012
A. Latif Kuru


Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir