Deniz-yunuslar

Denizde – Hayatın içinden Kısa Hikayeler-6

Denizde

Hayatın içinden Kısa Hikayeler-6


Ben ve çocuklarım, teknede (ki küçük bir motorlu tekneydi) denize açılmış, parlak ve yakıcı güneş altında güvertede şakalaşıyor, arada  bir denize atlıyor, Ege denizinin tadını çıkarıyorduk.
            Güneşin denizde yarattığı görsel şölen, yakamozlar, dalgadaki yansımalar, derinlere uzanan güneşin ışıkları ile sihirli bir ortam oluşturuyordu.
            Çocuklar çok neşeli ve denizle bütünleşmiş gibiydiler. Tekneden uzattığımız iple büyük oğluma su kayağı yaptırıyorduk. Bu su kayağı, ayağında kayak olmadan göbek veya sırt üstü yapılan,  su üstünde sürüklenme şeklinde bir oyun tarzıydı. Bu oyun sırasında başımıza ufak tefek aksilikler  geliyordu. Bir seferinde suyun şiddetli sürtünmesi ile kayak yapan oğlumun mayosu ayağından sıyrılmış, denizde derinlere giden mayoyu bir daha bulamamış ve çocuğu havluya sararak eve kadar götürmüştük.
            Su sıcaklığı çok güzeldi. Üşümeyi bırakın, suda bile sıcaklığı fazlasıyla hissediyorduk. Bu deniz eğlenceleri hep saat 15:00 civarında biterdi. Çünkü her gün o saatte rüzgar çıkar, deniz kabarır, çarşaf gibi olan oyun ortağımız deniz, azmaya, köpürmeye, dalgalanmaya başlardı. İşte o zaman eğlence biter, hızla sahile erişmek için tekneye hız yaptırır uçarcasına, yaşadığımız  koya dönerdik .
            Yine günlerden bir gün, teknenin yanında koca bir karartı belirdi.  Teknenin altına girdi, döndü tekrar ön tarafa geçti ve sudan dışarıya başını çıkardı. O zaman koca bir yunus balığının bizimle şakalaşmak istediğin anladık. Korku yerini merak ve sevince bıraktı. Sabahtan beri tutmuş olduğum balıkları ona atmaya ve onların balıkları afiyetle yemesini seyretmeye koyulduk. O gün o kadar eğlenceli geçmişti ki çocuklar sanki her gün bir yunus görecekmişiz gibi, yeniden denize açılmak için ısrar ediyorlardı.
            Onları kırmamak için ertesi gün yine denize açıldık. Yine denizde dolaştık, eğlendik ve yine saat 15:00 civarı rüzgar başladı. Ve tabii biz geri dönmeye yöneldik. İşte o anda şaşkınlıkla gördük ki, yunus bizi aynı şekilde karşıladı. Tekneyle oynaştı ve biz de tutmuş olduğumuz balıkları yunusa ikram ettik. Sanki yunusla aramızda bir dostluk doğmuştu. Hem bize denizde refakat ediyor, hem oynuyor arada bir başını sudan çıkarıp sanki bize gülümsüyordu.
Deniz yunuslar
            Bu yunusla ilişkimiz burada bitmedi. Her denize açıldığımızda gözlerimiz onu arar oldu, önceleri her gün bizi buldu. Sonraları onu uzun bir süre göremedik. Ona ne olduğunu çok merak ettik. Aradan bir ay kadar zaman geçti, yaz sonuna gelmiştik yine ümitle onu görmek için gözlerimiz denizi taradı.
            Öğleden sonra olmuştu ve yine sahile yönelmiştik. Birden onu gördük. Ama şaşkınlığımız ve sevincimiz doruktaydı. Neredeyse ona sarılıp, öpmek istiyorduk. Ama o da ne? Yanında bir de küçük yavru yunus vardı. Sanki yavrusunu bize tanıştırmak istiyordu. Sevinçten ne yapacağımızı şaşırmış, hayretten neredeyse dona kalmıştık. Küçük oğlum elinde balık kovasıyla belirince “İşte budur!” diye düşündüm ve bu sefer balıkları ikili, üçlü atmaya başladık. Anne yunusun keyfine diyecek yoktu.
            Mutluluk, Allah bilir ya, bulaşıcıdır. Bizdeki bu mutluluk yunuslarda da karşılığını bulmuştu. O her zamankinden çok daha fazla yüzüyor, oynuyor, sıçrıyor ve arada bir yavrusuna göz atıyordu.
            Rüzgar her zamankinden daha çok artmıştı. Dalga boyu 1.5 – 2m’ye varıyordu. Artık bizim dönmemiz şart olmuştu. Yunuslardan ayrıldık ve kıyıya döndük.
            O sene denize açılmaya bir daha fırsat bulamadık. Ama o yunus ve yavrusu hepimizin hayallerini süsler oldu. Ailede yapılan gece sohbetlerinin büyük bir kısmı, dostumuz yunus ailesi üzerineydi.
            Sonbahar, derken kış geldi. Artık yazı iple çeker olmuştuk. İlkbahar da geldi, geçti. Sonbaharda karaya çektiğimiz teknemizin, ilkbaharda bakımını yaptık ve kalafatladık. Tekne bakımlı ve çok  göz alıcı olmuştu.
            Büyük umutlar ve heyecanla yazın gelmesini beklemiştik. Mayıs gelir gelmez, daha havaların tam ısınmasını beklemeden hemen denize açıldık. Gözlerimiz çevreyi tarıyor, yunus dostumuzu görmeyi çok arzuluyorduk.         
O gün akşama kadar  dolaştık. Ama hiçbir şeye rastlayamadık.  İkinci gün, üçüncü gün derken  Mayıs ayında her fırsatta denize açılıp onu aradık.
            Bir daha ona rastlayamadık. Denizde olmak artık bize eskisi gibi zevk vermiyordu. Sanki  bizim denizdeki arkadaşımız yunus olmayınca, denizde bulunmanın bir tadı, bir anlamı kalmamıştı.
            O sene birkaç defa daha denize açıldık. Yine  ümitle onu bulmayı umduk.
            O yaz bitiminde tekneyi sattık. Bir daha denize açılmayı hiç düşünmedik. Zaman zaman rüyamda onunla buluşuyor ve oynaşıyoruz. Ama uyanınca, edindiğim mutluluğun yerini büyük bir hüsran alıyor.
            Şimdi 70 yaşındayım ve deniz kıyısında yaşıyorum. Her gün denize doğru ufka bakıp, hayal kuruyorum. Onu bir daha görme ümidim olmasa da, onu aramak, onu hayal etmek hatta rüyalarımda, onunla buluşmanın, zaman zaman duyduğum mutluluk duygusunun kaynağı olduğunu anlıyorum. Onu denizde görmesem de oralarda bir yerdedir diye ona el sallıyorum.




Ocak 2014  
A. Latif Kuru


Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir